Kıyıdan Hangi Ayda Hangi Balıklar Tutulur?
İzmir’de yaşayıp da bir kez bile “Ben balık işinden anlarım abi” diyen bir dayıyla muhabbete girmediysen ya çok şanslısındır ya da evden çıkmıyorsundur. Çünkü burada balık muhabbeti hava durumu gibi bir şey. İnsanlar sabah “Günaydın” demeden önce “Levrek başladı mı?” diye soruyor.
Benim balıkçılıkla ilişkim biraz garip başladı. Çocukken oltayı denize atınca otomatik olarak balığın gelip “Hoş geldin reis” diyeceğini sanıyordum. Gerçek öyle değilmiş. Gerçek daha çok şu:
Sabahın köründe uykulu gözlerle sahilde beklemek, elinde poğaçayla martılarla bakışmak ve en sonunda yosun tutup eve dönmek.
Ama yine de vazgeçemiyorum.
Çünkü kıyı balıkçılığı biraz umut işi. Bir gün hiçbir şey tutamazsın, ertesi gün hayatında gördüğün en iri çipurayı çekersin. Tıpkı ilişkiler gibi. Gerçi benim ilişkiler genelde istavrit boyutunda bile sürmedi ama neyse.
Kıyıdan Hangi Ayda Hangi Balıklar Tutulur? Sorusunun Gerçek Önemi
Bak şimdi, bu soru dışarıdan çok basit görünüyor olabilir. “Kıyıdan hangi ayda hangi balıklar tutulur?” deyip geçiyorsun ama işin içine girince olay resmen takvime bağlı duygusal kriz yönetimine dönüyor.
Çünkü yanlış ayda yanlış balığın peşine düşersen sadece balık tutamazsın demiyorum… İnsan kendi hayatını da sorgulamaya başlıyor.
Geçen yaz Karşıyaka tarafında sabah 5’te oltayı attım. Yanımda emekli bir amca vardı. Adam profesyonel gibi duruyor. Katlanır sandalyesi var, termosu var, yem kutusu desen NASA ekipmanı gibi.
Benim ekipman?
Migros poşetinde karışmış misina, yarım simit ve içsel çöküş.
Adam bana döndü:
“Ne hedefliyorsun genç?”
Ben:
“Abi açıkçası hayatta tam olarak bilmiyorum ama şu an levrek.”
Adam yüzüme uzun uzun baktı.
Sonra:
“Yanlış ay.”
İşte insan bazen bunu sadece balık için değil, hayatı için de duyuyor.
Ocak ve Şubat: Soğukta Gelen Hamsi Romantizmi
Kışın kıyıda balık tutmaya çalışan insanın akıl sağlığı zaten hafif tartışmalıdır. Çünkü İzmir’de bile sabah ayazı insanın suratına tokat gibi vuruyor.
Ama buna rağmen kıyıda bir kalabalık oluyor.
Neden?
Çünkü hamsi, istavrit ve zaman zaman sardalya yüzünü göstermeye başlıyor.
Hamsi Tutan İnsanların Gizli Karizması
Hamsi küçük balık ama insan psikolojisinde büyük etkisi var. Kovayı doldurunca kendini Karadeniz mafyası gibi hissediyorsun.
Bir gün arkadaşım Serkan’la gittik balığa. Çocuk daha oltayı bağlamayı bilmiyor ama sürekli uzman yorumu yapıyor.
“Balık bugün dipte abi.”
Neye göre dipte?
Balıkla toplantı mı yaptın?
Ben oltayı attım, bekliyorum.
Yarım saat geçti.
Bir şey yok.
Serkan:
“Balık naz yapıyor.”
Yok kardeşim, balık bizi umursamıyor sadece.
Ama işte o bekleme anlarında insan çok düşünüyor. Deniz sessiz olunca beynin açılıyor. Ben mesela oltaya bakarken bir anda ortaokulda yaptığım saçma hareketleri hatırlıyorum. Beyin durduk yere arşiv açıyor.
Bir yandan da martılar seni izliyor.
Sanki başarısızlığını değerlendiren jüri gibiler.
Mart ve Nisan: Levrek Hayaliyle Yaşamak
İzmir’de kıyı balıkçılığı denince herkesin gözünde aynı film oynuyor:
Sabah güneşi…
Sessiz deniz…
Bir anda gelen dev levrek…
Gerçekte olan:
Ayağın kayıyor.
Kahve dökülüyor.
Misina birbirine giriyor.
Yan taraftaki çocuk senden büyük balık çekiyor.
Levrek tam bir karakter testi balığı. Sabır istiyor. Sessizlik istiyor. Şans istiyor.
Bende hangisi eksik bilmiyorum ama levrek bana genelde psikolojik üstünlük kuruyor.
İç Sesimle Kavga Ettiğim Sabah
Bir sabah Bostanlı sahilindeyim.
İç ses:
“Bugün kesin tutacaksın.”
Ben:
“İnşallah.”
İç ses:
“Hayatını toparlayacaksın.”
Ben:
“Balıkla ne alakası var?”
İç ses:
“Her şey bağlantılı.”
Gerçekten bazen oltaya bakarken hayat koçu olmuş gibi düşünüyorum. Çünkü beklemek insanı felsefeye itiyor.
Tam o sırada yan taraftaki abi dev levrek çekti.
Ben içimden:
“Evren yine kişisel aldı galiba.”
Mayıs ve Haziran: Çipura Sezonu ve Yazlık İnsanlar
Kıyıdan hangi ayda hangi balıklar tutulur diye soruyorsan, yaz başında çipura ihtimali insanı heyecanlandırıyor.
Ama yazın başka bir problemi var:
Sahil aşırı kalabalık oluyor.
Sen ciddi ciddi balık beklerken biri bluetooth hoparlörden 2016 yaz hitleri açıyor.
Abi ben burada çipura odaklanması yaşamaya çalışıyorum.
Yanımda düğün konvoyu atmosferi var.
Balık Tutarken Gelen Teyze Soruları
Yemin ederim kıyı balıkçılığının yüzde 40’ı insanlarla iletişim yönetmek.
Oltayı atıyorsun.
Tam odaklanmışsın.
Bir teyze geliyor:
“Evladım tuttun mu?”
“Yok teyze.”
“E ne zamandır bekliyorsun?”
“İki saat.”
“Ben olsam bırakır giderdim.”
Sağ ol teyze moral TED konuşması gibi oldu.
Ama işin komik tarafı şu:
Bir balık tutunca herkes senin etrafında toplanıyor.
Bir anda mahalle kahramanı oluyorsun.
“Hangi yem?”
“Kaç gram kurşun?”
“Misina kaçlık?”
Abi ben de tamamen rastgele yaptım zaten.
Temmuz ve Ağustos: Sıcak, Ter ve İnat
Yazın balık işi biraz zorlaşıyor çünkü hava sıcak, balık derinde, sen ise güneş altında yanıyorsun.
Ama gece avları ayrı güzel oluyor.
İzmir gecesi…
Deniz kokusu…
Hafif rüzgâr…
Ve tabii sivrisinekler.
Sivrisinekler beni özel hedef seçiyor galiba. Yanımda üç kişi var, sadece beni yiyorlar. Muhtemelen kan grubum “açık büfe”.
Gece Balıkçılarının Gizli Dramı
Gece oltaya bakarken insan ister istemez hayatını düşünüyor.
Bir ara arkadaş dedi ki:
“Olm sen niye daldın?”
Dedim:
“Bir şey değil.”
Ama aslında vardı.
Çünkü bazı geceler insan balık değil, kafasını dağıtmaya çalışıyor.
Denizin sesi iyi geliyor.
Kafandaki karmaşayı biraz susturuyor.
Bir de gece balıkçılarında garip bir dayanışma var.
Kimse tam mutlu değil ama herkes birbirine çay ikram ediyor.
Bence bu çok güzel bir şey.
Eylül ve Ekim: Lüfer Muhabbetleri Başlıyor
İşte heyecanın yükseldiği dönemlerden biri.
Lüfer konuşulmaya başlayınca herkes uzman kesiliyor.
Kahvede:
“Bu sene erken yapar.”
Kim yapar abi?
Balık organize suç örgütü mü?
Ama gerçekten sonbaharda kıyı hareketleniyor. İstavrit, lüfer, zaman zaman palamut derken insanlar yeniden sahillere doluşuyor.
Ben sonbaharı seviyorum.
Çünkü hava ne çok sıcak ne çok soğuk.
Biraz hüzünlü.
Biraz romantik.
Tam benim ruh hali.
Palamut Beklerken Yaşadığım Utanç
Bir gün oltaya sert vurdu.
Ben heyecanlandım.
“Tamam” dedim.
“Bu kesin büyük.”
Millet dönüp bana bakıyor.
Ben mücadele ediyorum.
Kalbim küt küt.
Çektim…
Poşet çıktı.
Koskoca siyah poşet.
Yan taraftaki çocuk güldü.
Ben de güldüm ama içimden kendime:
“Helal kardeşim, deniz temizliğine katkı sağladın” dedim.
İnsan bazen başarısızlığını mizahla taşıyor gerçekten.
Kasım ve Aralık: Kıyının Sessiz Filozofları
Kış yaklaşınca sahilde daha az insan oluyor.
Kalanlar gerçekten bu işi sevenler.
Sessizlik artıyor.
Dalgaların sesi daha net geliyor.
Ve garip şekilde insanın iç sesi de yükseliyor.
Kıyıdan hangi ayda hangi balıklar tutulur diye araştırırken aslında biraz da kendini tanıyorsun.
Sabretmeyi öğreniyorsun.
Beklemeyi öğreniyorsun.
Boş dönmeyi kabulleniyorsun.
Bu arada evet, arada balık da tutuyorsun.
Babamla İlk Gerçek Balık Günüm
Geçen aralık babamla balığa gittik.
Çok konuşmadık.
Zaten bizim ailede sevgi biraz sessiz yaşanıyor.
Ama dönüşte babam şöyle dedi:
“Bugün kafa dinledik.”
O cümle nedense çok içime oturdu.
Çünkü bazen mesele balık değil gerçekten.
Birlikte susabilmek bile yetiyor.
Yati ekibi olarak “Kıyıdan hangi ayda hangi balıklar tutulur” konusunu sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduk. Sağlıklı ve mutlu günler!
Kıyıdan Balık Tutmak Biraz da Kendini Toplamak Gibi
Kıyıdan hangi ayda hangi balıklar tutulur sorusunun teknik cevabı var elbette.
Hamsi kışın.
Levrek ilkbaharda.
Çipura yaz başında.
Lüfer sonbaharda…
Ama bence asıl mesele şu:
Hangi ay olursa olsun insan kıyıya biraz kafasını bırakmak için gidiyor.
Ben her gittiğimde aynı şeyi hissediyorum.
Deniz insanı küçültmüyor ama sakinleştiriyor.
Bir balık tutunca mutlu oluyorsun.
Tutamayınca komik hikâye çıkıyor.
Zaten benim hayatımın özeti de biraz bu galiba:
Plan başka, sonuç başka… ama anlatınca komik oluyor.